Ağrı için her yatırım yeni bir umut...

insan yaşadığı yere benzer
 o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
 suyunda yüzen balığa
 toprağını iten çiçeğe
 dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…" der Edip Cansever.

Her birimiz yaşadığımız toplumun birer parçasıyız. Ancak parçaların birleşiminde bir bütün ortaya çıkar. 1927 yılından bu yana il statüsünde bulunan Ağrı 540 bin nüfusa sahiptir ve bunun 120 binini genç nüfus oluşturmaktadır. Eğer iyi yönlendirilip değerlendirilebilirse bu muazzam bir enerji ve dinamik bir güç demektir. Çünkü gençlik umut demektir ve umudun olduğu yerde hayat vardır. Ancak maalesef Ağrı adeta isminin hakkını verircesine yıllarca çok ağrısı olan bir şehir olmaktan bir türlü kurtarılamadı. Çevresindeki hemen hemen tüm iller her türlü gelişimden payını alırken ne yazık ki, şehrimiz ekonomik, sosyal ve fiziki anlamda hak ettiği yere ulaşamadı. Bu da şairin ‘insan yaşadığı yere benzer’ mısrasındaki durumu ortaya çıkarmıştır. Böylece yeterince gelişmeyen, refah düzeyi iyileşmeyen şehrin insanları da umutsuz, heyecansız, neşesiz bir topluma dönüştü. Sonuç olarak üreten değil her yönüyle tüketen bir topluma dönüştük. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in 2018 yılı verilerine göre Ağrı 3 bin 489 dolar ile kişi başına düşen milli geliri en düşük olan ildir. Ve yine Forbes Dergisinin "İş Yapmak ve Yaşamak İçin En İyi Kentler"  aştırmasına göre ise, Ağrı 76. Sırada yer almaktadır. Genç nüfusu oldukça fazla olan ilimiz her alanda Türkiye ortalamasının altında olduğu gibi maalesef işsiz nüfus oranında ön sıralarda. O yüzden bu şehre yapılan en küçük yatırım bile çok anlamlıdır. Bu manada şehre yapılan her yatırım insanımız için yeni bir umuttur. Toplumun kendisine olan inancını ve geleceğe dair güvenini biraz daha kuvvetlendiriyor. Dün Tekstilkent’in açılış ve temel atma töreninde Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın: “Henüz iki aylık evli iken geçimini sağlamak için eşini bırakıp gurbete gitmek zorunda kalan ve hatta inşaatlarda düşüp vefat eden gençlerimizin ailelerini düşündükçe bu yatırımların ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha anlıyorum”  cümlesi aslında birçok şeyi özetler nitelikteydi. Evet, ne yazık ki, bu yıllardır şehrimizin yadsınamayan acı bir gerçeği oldu. Yaşadıkları şehirde rızıklarını kazanma imkânı bulamayan gençlerimiz çözümü başka illere gitmekte buluyorlar. Bunun da hem ailelerin bütünlüğüne hem de sosyal ve psikolojik durumlarına birçok dezavantajı oluyor. Tüm bu sıkıntılara çözüm üretmek etkili ve yetkili her kesin boynunun borcudur.

İşte tam bu noktada ifade etmek gerekir ki son yıllarda Ağrı'nın ağrılarını doğru bir teşhis ve yerinde tedavi ile dindirecek bir irade ortaya koyuluyor. İstihdam sorununun oluşturduğu olumsuzlukları azaltıp şehre olumlu bir enerji katan Tekstilkentatılımı çok yerinde bir çözümdür. Hem kısa sürede hayata geçmesi ve hem de kendisiyle beraber farklı sektörlere de alan açacak olması uzun vadede oldukça umut vericidir. İşin oluşmasında ve bu aşamaya gelmesinde büyük emek sarf edenvalimiz Süleyman Elban büyük bir takdiri hak ediyor. Kendisi hakikaten büyük bir özveri ve gayret ile hayal niteliğinde olan bu yatırımların oluşmasına öncülük etti. İnanıyoruz ki, böylesi girişimler şehrimizin gelişimi ve değişimini insanlarımızın hak ettiği yaşam koşullarına ulaşmasını sağlayacaktır. Ve inanıyoruz ki cömert, misafirperver ve sıcakkanlı olan bu kadim Ağrı halkı bu şehre emek veren herkesi hayırla yâd edecektir.

Dün açılış ve temel atma törenlerine şahitlik ettiğimiz Tekstilkent’in son hali ile hedeflenen üç yıla kadar 20 bin civarında insanın istihdam edilmesidir. Ağrı için sevindiren, heyecanlandıran ve umut vadeden çok değerli bir yatırım. Ancak sürdürülebilir olması, yeni yatırımcıların gelmesine olanak sağlaması için devlet ve millet işbirliği şarttır. Dolayısıyla başta Ağrı halkına, bürokrasiye, siyaset kurumuna, Sivil Toplum Kuruluşlarına, medyaya çok iş düşüyor. Bunun için yatırımlara ve yatırımları gerçekleştiren iş insanlarına destek verilmeli sahiplenilmeli. Şehrimizde oluşan bu olumlu havanın artarak devam etmesini sağlamalıyız. Kısır tartışmaların, küçük hesapların, dedikodunun, öfkenin ve nefretin insanımıza ve hayatımıza katacağı hiçbir artı değeri yoktur. Zira bu şehrin hizmete işe ve aşa, sevgi ve kardeşliğe, birlik ve beraberliğe,huzur ve mutluluğa çok ihtiyacı var. Bu yüzden eğitimden, sağlığa, ekonomiden sosyal yaşama kadar her alanda iyileşmenin olması için kendimize ve kentimize karşı büyük sorumluluklarımızın olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Şehrimizin sıkıntılarını gidermek sadece şikâyet etmekle olmaz aynı zamanda çözüm üretmek ve bunun için sorumluluk alıp gayret etmekle mümkün olabilir. Umut tüketenler değil, umut yeşertenler her zaman halkın gönlünde yaşayacak ve Hakk’ın rızasına nail olacaktır.

YORUM EKLE