Derdiniz varmı

Sorumluluk sahibi her bir insanın kendi tarihine, mensubu olduğu topluma ve içinde yaşadığı şehre dair bir hayali bir hikayesi vardır/olmalıdır. Zira şehirler insanın aynası, toplumlar iç yansımasıdır. Rabbimiz Kur'an da “ Bir toplum kendisinde bulunan olumlu-olumsuz hali değiştirmek istemedikçe Allah onların içinde bulundu hali değiştirmez” buyurarak toplumsal değişimin bir yasaya bağlı olduğunu bizlere bildirmiştir. Dolayısıyla ilk önce şunu belirtelim ki içinde bulunduğumuz her türlü halin birinci derecede sorumlusu bizleriz. Öyleyse yaşadığımız veya şahit olduğumuz yanlışlar yüzünden bir başkasını eleştirip suçlamadan önce kendi nefsimizi muhasebeye çekmeliyiz. Çünkü adaletle hükmeden, vicdan sahibi insanlara yakışan en doğru tutum budur.  Bu manada akıl, bilgi, bilinç sahibi birey ve toplumlara düşen en erdemli davranış insanı ve hayatı dert edinmesidir. Gerçek anlamda dert sahibi insanlar toplumun genelinin faydasına olan durumlarda bireysel taleplerini rahatlıkla feda edebilenlerdir. Duyarlı insanlar; amiri memuru, şehirlisi köylüsü, zengini fakiri, ünlüsü sadesi ile Ağrı'nın sorunlarını düşünüp dert edinen ve çözülmesi için dile getirenlerdir.  Zira dert sahibi insan için yaşadığı şehirdeki sokağı, caddeyi, işçiyi, esnafı, emekliyi, yaşlıyı, genci, kadını, çocuğu düşünmek en erdemli davranıştır. Zira Dünya bizden ibaret değildir ve yaratılışımızda amaçsızca bir hayat sürmek yoktur.  Şimdi kendimizi bütün bağımlılıklardan azade kılarak… Kör taassuplardan uzaklaşarak… Çıkarlarımızdan fedakarlık yaparak… Bencilce yaptığımız küçük hesaplarımızdan vazgeçerek… Ben değil biz düşüncesini hayatımızın merkezine alarak… Açık yüreklilikle soralım kendimize; bizler ilahi yasanın da belirttiği gibi çevremizi/şehrimizi/hayatımızı değiştirip dönüştürmek için kendimizden başlamaya var mıyız? Eğer şehir ve medeniyet diye bir derdimiz varsa; sokağımızı, caddemizi, parkımızı, bahçemizi önce kendimiz koruyup kollamalıyız. Prof Dr. Sadettin Ökten; “Mekân bizi dönüştürür ve biz farkına varmayız. Yaşadığımız hayat, mekân, mekânın bize getirdiği kısıtlamalar ve sağladığı imkânlar bizi başka bir düzleme doğru çeker. Biz farkına varmadan bu şekilde başka bir insan oluruz.” Der. Dolayısıyla insanca yaşanabilecek imkanlara sahip mekanlarda yaşamayı istiyorsak şehrin imarını dert edinmeliyiz. Bunun için de başta kendimiz sorumlu davranmalı ardından ilgili kişi ve kurumları sorumlu hareket etmeye çağırmalıyız. Çünkü şehirler toplumların kimliğidir. Rahmetli Erbakan Hoca; “Bir milletin asıl gücü; tankı, topu, tüfeği değil inançlı ve imanlı gençliğidir" demişti. Dolayısıyla bizler de geleceğimizin emin ellerde olmasını istiyoruz. O yüzden toplumun en dinamik yapısı olan gençliğimizi önemsemeli, dinlemeli ve değer yargılarımızın kendilerinde hayat bulduğu bir şekilde inşa etmek için çalışmalıyız. Öyleyse geleceğimizi düşünüp dert edinmeliyiz. Çünkü gençlik toplumun yarını ve geleceğidir. Her çocuk bir emektir düşüncesiyle yaklaşmalıyız. Onların kalıplarına (midelerine-bedenlerine) gösterdiğimiz ihtimamın daha fazlasını ruhlarına ve yüreklerine de yapmalıyız. Ahlakı, adaleti ve erdemi hayatlarının değişmez ilkeleri kılacak olan çocukların yetişmesi toplumsal gayret göstermeliyiz. O halde çocuklarımızı yetiştirirken daha fazla emek sarf etmeli ve onları dert edinmeliyiz. Çünkü çocuklar dünyanın umududur. Kadın annedir, eştir, kardeştir. Toplumu doğuran, insanı yoğuran ve bir beşer olarak hayatımızın en vazgeçilmez fertleridir kadınlar. Onlar bazen Peygamberimiz (s.a.v)'in ifadesiyle ayaklarının altına cennetin serildiği annelerimizidir. Bazen de iyi günde, kötü günde en umulmaz sıkıntılarda ve en büyük acılarda sabır dayanağımız olan eşlerimizidir. Hayatımızın içindeki en anlamlı varlıklardan olan annelerimizi, eşlerimizi, kızlarımızı dert edinmeli ve değer vermeliyiz. Çünkü kadınlar insanlığın hayatıdır. Ölümlü bir varlık olan insan için dün geçmiştir yarının geleceği ise kesin değildir. Bizlerde inanan insanlar olarak yaşadığımız hayatın her anının bir imtihan olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz. Dolayısıyla her birimizin gayesi yanlışa düşmeden doğruyu bulmaya çalışmak olmalıdır. İşte tam bu noktada her zaman bir tecrübeye ihtiyaç duyarız. Mevlana “ Gençlerin aynadan göremediklerini, yaşlılar bir tuğla parçasından okurlar…” diyerek tecrübenin önemine dikkat çekmiştir. Bizler de hayatı geçmişe bakarak anlamaya ve geleceği görerek yaşamaya çalışmalıyız. O yüzden tarihimizin ve kültürümüzün taşıyıcıları olan büyüklerimize saygı gösterip onlardan istifade etmeyi dert edinmeliyiz. Çünkü yaşlılar milletlerin geçmişidir. Unutmayalım ki, İnsanlığın kurtuluş umudu canlı-cansız tüm varlıklara merhamet ile yaklaşan, hayata ve hadisata adalet ile bakan dert sahibi insanlardadır. Sözün özü insana dair ne kadar derdimiz var ise o kadar insan olmayı başarmışız demektir.

 

YORUM EKLE