banner154

KALLAVİ KELİMELER YOLCULUK...

köşe yazarımız...

KALLAVİ KELİMELER YOLCULUK...

KALLAVİ KELİMELER

YOLCULUK

Unutmak kolaydır suçlamak kolaydır/Aslolan beslenip bir gül fidanı gibi/Yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından/Bir gün bile yitirmeden bulutlar içinde/Güneşin yolunu/Geleceğe güller sunmaktır/Geleceğe güller sunmaktır…” diyor Şükrü Erbaş. Ben de yolculukların hep geleceğe yapıldığını fark etmiş bir yol müptelası olarak “geleceğe güller sundum mu acaba” diye soruyorum kendime. İlk uzun yolculuğumu beş yaşında gurbete yapmış bir çocuğum ben büyüsem de zamanla. Koltuk altlarında, koridorlara serilen battaniyeler üzerinde yarı uykuda yarı camda geçen yolculuklar biriktirdim hep kendimde. Güler yüzlüsüne denk geldiğimden mi, fazladan bir iki çikolata verdiğinden midir nedir, hep kahraman gibi gördüğüm muavinler kalmış uzun yolculuklardan bana kalan. Hatta çocukluğumdan hatırladığım kendime oyunlardan aklımda kalanlardan birçoğunda muavindi başkahraman. Kötülüklerden kurtaran. Gurbette yaşayanların çok iyi anlayacağı şeyler listesi yapılsa memlekete yapılan yolculuklar ilk üçte yer alır kesin. Hele ki gece karanlığında yapılan yolculuklar güneşin doğuşuna denk gelen sürede bitiyorsa tadından yenmez bir tat bırakır dimağlarda. Günümüzde havaalanları arasında bir iki saatte varacağı yere varan tekno insanların hissedemeyeceği duygular yaşamışsınızdır siz de mutlaka. Yaz kış fark ettirmeden yanağınızı o soğuk cama dayayıp iç dünyaya yolculuk yapmışsınızdır. İç içe birleşik yolculuk diyorum ben buna. Yolculuk içinde yolculuk. Özellikle eski insanlarımız hep severmiş uzun yolculuklar yapmayı. Ben de biraz eskiyim sanırım yolculuk yapmayı sevenler gibi. Bir insan bir yerde uzun süre yaşadıktan sonra gurbeti de yer değiştiriyor sanki. Geride bıraktıklarını özlüyorsa insan, gurbetler yer değiştirmeye başlıyor gibi. Bu sefer yolculuğa çıkan gurbet oluyor. Uzun yıllar memlekete yapılan yolculukları seven ben, üniversiteyi kendi memleketimde okuyunca bu sefer gurbetimi memleketim gibi görmeye başlamıştım. Bu sefer aileme, arkadaşlarıma, komşularıma yapılan yolculuklarım değerlendi benim için. Aslolan yolculukmuş anlaşılan sevme sebebimiz için. O kadar çok yolculuk yapmışım ki kısa ömrümde uzun yolculuklar dünyayı dolaşmış. Yolculukta kitap okuma sevdası bana bulaşmış. 10 saatlik seferlerde bitirdiğim kitaplarla dolu kitaplık. Sırf kitap okumak için bile yola çıkabilecek bir tür hastalık. Oysa biraz midem, biraz hastalanmaya müsait yapım terk ettiriyor bana eski alışkanlıklarımı. Uçağa kaptırdık biz de kendimizi. Göz açıp kapayıncaya kadar varıyoruz varacağımız yere. Ne gurbetimiz gurbet artık, ne memleketimiz memleket. Küçük mahallemizin bir sokağı olmuş her yer. Ne kitap bitiyor bir seferde, ne soğuk cam var, iç içe birleşik yolculuk için düşünmeye, özel halk otobüsleri bile daha çok hissettiriyor uzun yola çıktığını şehir içinde. Oysa her yolculuğumuz geleceğe, sevsek de sevmesek de… Güller serilecek bir yolculuğun sonunda üzerimize… Gelecekte…

KALLAVİ KİTAPLAR

MANVES CITY – LATİFE TEKİN

Erkek çocukları babalarının adımlarını atan gölgeleridir. Bazıları silik, bazıları renklenecek kadar gerçektir bu gölgelerin. Benim babam emektir benim gözümde hep. Büyük şantiyelerde, büyük fabrikalarda ustaca çalışmış bir işçidir babam. Hem de işin mutfak kısmında. 7 yaşında çobanlıkla başladığı kariyerinde mısır ekmeği ve yoğurtla beslenirken, ilerde en büyük firmaların bir numaralarına yemek yapacak kadar kendini geliştirecek bir aşçı başıdır. Damak çatlatan lezzetler için çocukluğunu vermiş, ilk gençliğini vermiş, çalışmaktan bir an geri bırakılmamış, okula gönderilmemiş yetim bir emekçidir. Gurbete gidip ocağını geride koymamış, karısını ve dört çocuğunu yanından ayırmamış bir gurbetçidir. Bu satırları yazarken elinde zerre kadar nasır bulunmayan bu yazarın babası alın terinden başka sermayesi olmayan bir işçidir. Meslek hayatında 21 tane aşçı başı yetiştirmiş, mum dibine de ışık vermiş dedirtecek bir usta. Evlatlarını okutmak için ağrıdan sızıdan inim inim inlerken bile çalışmaktan yılmamış bir çınar. Ve onun gölgesini bile yere düşürmeyecek evlatlar. Babamın asıl başarısı evlatlarının okuması filan da değil üstelik. Onun asıl başarısı kendi hayatına karşılık bize sunduğu hayatlarda. Mutlu çocukluklarımızdan bize kalan bin bir güzel anımızda. Çocukluğu ve ilk gençliği Türkiye’nin en büyük sanayi şehirlerinden birinde geçmiş bir birey olarak Türkiye mozaiğiyle büyüdüm. Şanslıydım. Çünkü babam vardı başımızda. Bu satırları bana hatırlatan, onlarca yılımın belgesel gibi gözümde canlanmasını sağlayan ise an itibariyle bitirdiğim bir roman. Manves City benim hiç tanık olmadığım hayatların romanı üstelik. Hep uzaktan kulaktan dolma bilgilerle şahit olduğumuz yaşamları anlatıyor. Günübirlik bir iki işte çalışıp işçilik hiç bana göre değil deyişimin üzerinden 15 yıl geçti. Kendimin yapamayacağı işlere saygım o yüzden bu denli sonsuz diye düşünüyorum. Herkes şu olmasa aç kalırdınız, bu olmasa aç kalırdınız derken ben işçiler olmasaydı aç kalırdık diyorum hep. Onlar bu ülkenin çalışan çarkları. Oysa kaç çark kırılıyor kim bilir yıllar yıllandıkça. Her işe koşan, koşturulan Ericeli işçilerin kitabın karanlığında, içinizi karamsarlıkların kaplayacağı hayatlarının izdüşümü bu roman. Fabrika duvarlarıyla komşu olanların, hayata tutunacak iş peşinde koşanların, en küçük yanlış kararda hayatları kararanların, tutunmak ve ayakta kalmaya çalışanların kitabı. Erice’nin Manves City’e dönüşümünün romanı. Sürüklendiği çaresiz noktayı anlamaya çalışan, iftirayla 5 yıl hapis yatan Ersel’in, daha Erice’ye döndüğü sabah gitmesini söyleyen Nergis’in, kötü yola düşürülen üvey kızı Eda’nın (Erice’de herkes herkesin üveyidir diyor anlatıcı), Cesur’un, ekmek için ülkeye düşmüş mülteci Amir ve Bahal’ın, tuzaklar kuran patronların, hak ararken yok sayılan işçilerin, ansızın giden Serco’nun, herkesin bir başkasına inanmamasını tembihlediği bir buhranın, bir çıkmazın, bir yok oluşun romanı. En çok da Ersel’in… Yerel bir gazeteye yazılar yazan Nergis’in cümleleriyle bitirelim, kallavi olsun: “Söylemedin, sormadın deme bana sakın, savunmasız çıplak halimizle gerçek suçluyu biz mi kovalayacağız Erice’m? Şu Ersel’in günahı ne ki ona tuzak kuruyorsun ikide bir, ikide bir başka kurban bulamıyor musun kendine?”

Kitaptan bir alıntı: “Buradan bizim çiftliğe kadar satın aldılar, karanlık fabrika kuracaklarmış, insansız fabrika, enerji tüketimi sıfır, robotlar yapacakmış üretimi, Erice’nin nereye gittiğini düşünüp hayal etmeye çalış bu söylediğimden, eskisi gibi iş bulmak kolay olmayacak öyle…”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER