banner171

Deprem niçin Müslümanları vuruyor?

Bediüzzaman Said Nursi On Dördüncü Sözün Zeylinde depreme dair soruları şöyle cevaplamıştır:

Deprem niçin Müslümanları vuruyor?


????? ?????????? ????????? ????????????   ???????????? ????????? ????????????   ??????? ???????????? ????????   ?????????? ????????? ????????????   ??????? ??????? ??????? ????? .. ???  1

ŞU SÛRE kat?iyen ifade ediyor ki, küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bazan da titriyor.

Mânevî ve ehemmiyetli bir canipten, şimdiki zelzele münasebetiyle, altı yedi cüz?î suale karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmalen kısacık yazılacak.

Birinci sual: Bu büyük zelzelenin maddî musibetinden daha elîm, mânevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve meyusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek dehşetli bir azap vermesi nedendir?

Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki, Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş?e ve sürurla, sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bazan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübarek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde cazibedârâne işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.

İkinci sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu biçare Müslümanlara iniyor?

Elcevap: Büyük hatalar ve cinayetler tehirle büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler tâcille küçük merkezlerde verildiği gibi, mühim bir hikmete binaen, ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı âzamı Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre tehir edilerek, ehl-i imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir. HAŞİYE-1

Üçüncü sual: Bazı eşhâsın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.

Dördüncü sual: Madem bu zelzele musibeti hataların neticesi ve keffâretü?z-zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Âdaletullah nasıl müsaade eder?

Yine mânevî canipten elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risale-i Kadere havale edip, yalnız burada bu kadar denildi:
?????????? ???????? ??? ?????????? ????????? ???????? ???????? ???????? 2

Yani, ?Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.?

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir?ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil?ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehil?ler, aynen Ebu Bekir?ler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Madem mazlum zalim ile beraber musibete düşmek hikmet-i İlâhiyece lâzım geliyor. Acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?

Bu suale karşı, cevaben denildi ki: O musibetteki gazap ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazap içinde bir rahmettir.

( On Dördüncü Sözün Zeyli )

---------------

Dipnot-1
 ?Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. Ve insan ?Ne oluyor buna?? der. O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir.? Zilzal Sûresi, 99:1-5.

Haşiye-1
 Hem Rus gibi olanlar (Bu tâbir SSCB dönemi Rusya?sına aittir), mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor.

Dipnot-2
 Enfâl Sûresi, 8:25.

Lügat

ALA-YI İLLİYYİN: Cennettin en yüksek makamı ve mevkisi.
BİNÂEN : Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.
CÂNİB : Yan, yön, cihet, taraf.
CÂZİBEDARÂNE : Çekici bir şekilde.
DÂR-I TEKLİF : Allah'ın teklif ve emirleri ile vazifeli olunan yer, dünya.
EHL-İ KÜFÜR : İnkar edenler.
EKSERİYET : Çoğunluk.
ELÎM : Acı veren, çok acıklı, üzüntü veren.
ESFEL-İ SÂFİLÎN : Aşağıların en aşağısı; Cehennemin en aşağı tabakası.
EŞHAS : Şahıslar.
GAYRETULLAH : Allah'ın, hak dinini koruma sıfatı.
GAZAB : Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
HEVESKÂRÂNE : hevesli olarak, istekli bir şekilde.
HİKMET : Felsefe, ilim; gayeli olma, faydalılık.
İLTİHAK : Karışma, katılma, yapışma, bitişme.
İLTİZAMEN : İltizam yoluyla, iltizam suretiyle.
İŞTİRAK : Ortaklık, katılma.
KÁBİL-İ NESH : Hükmü ortadan kaldırılabilen, iptal edilebilen.
KEFFÂRETÜ'Z-ZÜNÛB : Günahların keffâreti, mü'minlere, işledikleri günahların affı için Allah tarafından verilen hastalık ve musîbetler.
KEMÂL-İ NEŞE : Mükemmel ve tam neşeli olma.
KISM-I ÂZAM : Büyük bir bölüm.
MAHKEME-İ KÜBRÂ-YI HAŞİR : Yeniden dirilişten sonraki büyük mahkeme.
MÂNEVÎ : Mânâya âit, maddî olmayan.
ME'YUSİYET : Ümitsizlik.
MENSUH : Hükmü kaldırılmış, hükümsüz kalmış, nesholmuş.
MERKEZ-İ İSLÂMİYET : İslâmiyet merkezi.
MEŞAKKAT : Sıkıntı, güçlük, zorluk.
MEYDAN-I TECRÜBE : İmtihan meydanı.
MUSÎBET : Belâ, felâket, hastalık, dert, sıkıntı, ezâ, başa gelen acı durumlar.
MUSÎBET-İ ÂMME : Genel musibet.
MÜBÂREK : Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.
MÜCÂHEDE : Cehd ve gayret etme çalışma ve cihat yeri.
NÂS : İnsanlar.
SELB : Zorla alma, kapma, ortadan kaldırma, giderme, izâle.
SIRR-I KADER : Kaderin gizli gerçekleri.
SIRR-I TEKLİF : İnsanların dünyaya gelip, Allah tarafından bazı vazifelerle sorumlu tutulmasının sırrı.
SÜRUR : Neşe, sevinç.
ŞEHÂDET : Şâhitlik; Allah tarafından Peygamberimize bildirilen herşeyi kabul ve tasdik etme.
TAALLÛK : Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.
TÂCİL : Acele ettirme, hızlandırma, çabuklaştırma.

Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2011, 14:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER