Namık Çınar

Namık Çınar Benim Kürt sorunum

23 Ağustos 2010 Pazartesi 19:15
Namık Çınar

Benim ?Kürt sorunu?m benzemez sizinkine. Belki biraz bireyseldir; ama daha bir yürek burkucudur benimkisi. Anımsadıkça, ayak ucumdan girip saçımın telinden çıkar, bir sıkıntı dalgası. Bir anda, bütün bedenimi ter basar. Cız eder yüreğim. Utandırır beni kendi kendimden.

1976 ile 1979 yılları arasında Ağrı?nın ?Patnos? İlçesi?ndeydim. Yedeksubaylığı çok gördükleri için, ?Uğur Mumcu? burada ?çavuş? olarak yapmıştı askerliğini, benden önce.


?Komünizm propagandası?
yapmakla suçlayıp, 15 yıl hapsimi istedikleri Genelkurmay?daki ceza davasında ?aklanınca?, beni ?re?sen emekli? ettikleri işlemleri de iptâl ettirerek, TSK?ya yeniden döndüğüm senelerdi. Yüzbaşıydım.

Gencecikken çektirdikleri çileli yılları geride bırakmayı ummuş, şimdi artık emekli öğretmen olan eşimle sevişerek evlenmiş, bir de oğlumuz olmuştu.

Doğrusu, askerlik hayatımın, hâttâ tüm yaşamımın belki de en huzurlu dönemi, Patnos?taki yıllarımdı desem, inanınız abartmış olmam.

İlkin Tanrı?nın, ardından tarihin, sonra da devletin, ?periferi?ye itip unuttuğu topraklardaydı, o yıllarda Patnos.

Çorak doğasıyla ve fukara insanlarıyla kadim zamanların ilkelliğini resmediyordu.

Biz batıdakiler, ?şark hizmeti? tertibinden ?başa gelen çekilir? bir külfeti, aslında ?kerhen?, ama yaparken ?lütufen?; buralara gelip ?ne çileler çektiğimizi? ömrümüz boyunca anlata anlata bitiremeyerek, kaşıkla verdiğimiz bu ?fedakârlığı(!)?, sapıyla geri alacaktık.

Buralarda doğan, buralarda yaşayan ve buralarda ölen insanlara, akıl almaz bir saygısızlıktı bu, oysa.

Senin ?yaşanmamışlık? sayacağın yılların, onlar için ömürlerinin küçücük birer parçalarıdırlar, sadece.

Senin için ?cehennem?ken, onlar için ?cennet?tir şimdi oraları, gülme öyle kıs-kıs.

Bunu o gün de anlayamamıştın, bu gün de anlayamıyorsun, hâlâ.

Ama biz öykümüze dönelim:

Diyebilirsiniz ki, madem bu denli ilkel de, nasıl oluyor da dem vurabiliyorsun, huzurlu ve mutlu olmaktan.

Buraları nasıl unuttularsa, beni de unutmuşlardı bir süreliğine, ondan belki de.

Ama sadece bu değil, tabii. Bölük komutanı olduğum sıralar, bana dostça davranan tabur komutanımı gözardı etmemeliyim. Başka hoşlukları da unutmamalıyım elbet. Belki bir gün anlatırız, onları da.

Fakat bir başka sebep de; beraet etmiş de olsam, ?adım çıkmış dokuza, inmez sekize? hesabı, artık beni ?tescilli bir sakıncalı? saymaları, ?delidir ne yapsa yeridir? diye, sanki biraz serbest bırakmalarıydı.

Patnos?ta yaşam tel örgüler içinde geçer, lojmanlar, subay ve astsubay gazinoları, aile kantini kışlaya dahil sayılır, sivil halkla ilişkiler ?sıfır? düzeyinde tutulurdu.

Hiçbir askerî personel, hiçbir siville herhangi bir ?sosyal temas? kuramazdı.

Ben hariç!

Benim sivilde ?dostlarım? vardı. ?Nalbur Kudbeddin?, ki dindar bir adamdı. Ama dükkânının en hâkim yerine, ?karpuz çekirdeği?ndeki doğal ?Allah? yazısının fotoğrafını büyütüp de asan ?Terzi Zülküf? kadar olamazdı, tabii. Sonra ?Kasap Nurettin? ve daha başkaları...

İlçenin, ben yaşlardaki ?yargıcı? da arkadaşımdı. Bekârdı ve kaymakamlık binasındaki bir odada yatar-kalkar, somyasında doğrulup, el-yüz yıkamadan, ?kırtlama? çay içerken biz, mübaşirin tercümanlığında, saç-sakal karışık ve ayağında terliklerle, bağıra-çağıra ?dava?lara bakardı.

Fakat geniş dostluklarım, eşimin okulu nedeniyle, daha ziyade öğretmenlerle kurmuş olduklarımdı.

Ne ki, davranışlarımla ne kadar farklı bir subay olsam da, bütün hepsi, bana karşı gene de hep bir ?ihtiyat?la yaklaşacaklardır.

O yıllarda ?terör belâsı? olmadığı için henüz, onlar bize değilse de, biz onlara ?ev gezmeleri?ne giderdik, karı-koca.

İki gözlü kerpiç evler, birkaç pılı-pırtı...

Ve işte hepsi bu kadar olan hayatlardı, onlarınki.

Ne denli yan yana getirmeye çalışsam da, bütün bu diyalog gayretlerimin iki farklı dünyasına sinen bir ?yabansılık kokusu?, daha baskın olurdu ?tezek kokusu?ndan.

Onlarla eşit mi değildim... duyumsamış olduğum bir acıma mıydı aslında?

Üçüncü yılın sonunda, artık ?Batı?ya dönme vaktimiz gelmiş, İstanbul?a ?tayin?imiz çıkmıştı.


?Tatvan?
vagonlarına yüklemek üzere ?ev?i toparlarken, bir yandan da ?veda? turlarına çıkmıştık


?Bekir öğretmen?
le eşine de uğrayıverdik, ayaküstü. Götürmeyi düşünmediğimiz birkaç parça eşya ile ?teli kırık bir şemsiye?yi bırakalım istedik, kullansınlar diye de. Teşekkür ettiler.

Birkaç hafta sonra, yolculuk günü gelip çattığında, üç-beş aile bir olup, bizi uğurlamaya geldiler. Yanımıza birer ikişer paket hazırlamışlardı her biri, yol azığı şu-bu diye. Vedalaştık.

Tren bir hâyli yol almış, neredeyse Malatya?ya varmak üzereydi. Neler var şu paketlerde, açalım bakalım, dedik kompartımanımızdayken.


?Doğu Beyazıt?
kaçakçılarından alınmış, İran işi ucuz bir kahve takımı, birkaç parça entarilik kumaş ve bir de...

Ve bir de... şimdi yazarken gene beni gözyaşlarına boğan, bir ?şemsiye? çıkmıştı içinden. ?Yeni? ve ?telleri sağlam? olan.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    TÜMÜ Yazarlar
    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Linkler
    AĞRI İ. Ç. ÜNİVERSİTESİAĞRI MİLLİ EĞİTİM AĞRI VALİLİĞİ
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv