banner177

SORUNUMUZ SADECE KALP KRİZİ Mİ, YÜREK YETMEZLİĞİ Mİ?

KEREM ENGİN Köşe Yazarımız yeni yazısı..

SORUNUMUZ SADECE KALP KRİZİ Mİ, YÜREK YETMEZLİĞİ Mİ?

 İnsanları bir arada tutup toplumları ayakta tutan en önemli duygularımızın başında sevgi ve merhametin hâkim olması gelir. Yine bireysel ve toplumsal parçalanmaların oluşmasındaki sebeplerin başında ise kin ve nefretin hâkim olması gelir. Bu duygularımızın merkez üssü ise kalbimizdir. Evet, muazzam potansiyele sahip olan bu organımız birçok zıtlıkları içerisinde barındırmaktadır. O yüzden insanın Dünya üzerinde tabi tutulduğu tüm imtihanlar, hep yürek üzerinden yani kalbimiz üzerinden gerçekleşmektedir.

          Bu konuda Rasulullah (s.a.v)’ın şu öğüdünü hatırlayalım: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi, doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve düzgün olur. Eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte o kalptir.” Aslında buradan kalbin insan hayatında maddi açıdan olduğu gibi manevi açıdan da çok hayati bir öneme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Elbette yaratılış fıtratına uygun çalışmayan bir kalbe sahip olan insanların kalp yetmezliğinden hayata gözlerini kapatıp maddeten ölümleri gerçekleşiyor. Peki ya kalbinde sevgiye, adalete ve merhamete yer bırakmayan insanları nasıl bir son bekliyor? Yani bu durumda Peygamberimizin zikrettiği nasıl bir bozulma ile karşılaşıyoruz? Şüphesiz ki, sevgi bozulunca kin ve nefret… Adalet bozulunca haksızlık ve zulüm… Merhamet bozulunca acımasızlık ve gaddarlık insanların ve toplumların benliğini ele geçirmiştir.

          Aslında bu konuya dile getirmemizin ana nedeni son bir ay içerisinde maalesef Ağrı’da kalp krizleri nedeniyle art, arda yaşadığımız acı kayıplar oldu. Vefat eden kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet ailelerine sabırlar diliyoruz. Ayrıca sorumluluk hissedip günlerce bu sıkıntıyı gündemde tutan ve konu ilgili yazılar yazan birçok kişi oldu hepsinden Allah razı olsun. Her biri bu acı durum ile alakalı çeşitli nedenler dile getirdiler. İhmal, ilgisizlik, geri kalmışlık, sorun çözme iradesi ortaya koyamamak gibi. İnanıyorum ki, hepimiz sonu ölüm gibi bir acıyla biten bu durumun en temelde büyük bir sağlık problemi olduğun konusunda hemfikiriz. Tüm bunları kabul etmekle beraber sancılı olsa da şehrimizin sağlık sorunlarının eninde sonunda giderileceğine inanıyorum. Ancak ben Ağrı’nın bu konu özelinde örneğin yarın anjiyo ünitesi ile ilgili sorunu tam olarak çözülse bile ağrılarının dineceğine inanmıyorum.

          Çünkü bizler bugün, Ağrı’da en az kalp krizi kadar tehlikeli ve üstelik her geçen gün yaygınlaşan birçok hastalıkla karşı karşıyayız. Sorunumuz toplum olarak yaşadığımız kalp yetmezliğinde, sevgi ve saygı eksikliğinde. Öyle ki, bireysel ve toplumsal anlamda yaşadığımız yürek yetmezliği, edep ve adap eksikliği, sevgi ve tahammül yoksunluğu, uyum ve iletişim kısırlığı, adalet ve merhamet fukaralığı, insafımızı da insanlığımızı da hızla kurutuyor. Haliyle şöyle bir tablo oluşuyor; birlik ve bütünlükten söz edip sürekli çekişen bir toplum. Aynı davaya inandığını iddia edip birbirine ihanet eden siyasiler. Ortak bir amaca hizmeti esas aldıkları halde uyum içinde çalışmayan kurumlar. Nasihat etmekten uzaklaşmış büyükler, öğüt almaya gerek duymayan çocuklar. Emeğe ve alın terine değer vermeyen tüketiciler. Bilgi ve tecrübeye saygı göstermeyen gençler. Hakka ve halka hizmeti öncelemeyen/önemsemeyen idareciler. Birbirinden habersiz ve birbirine el uzatmayan komşuluklar. Bağları kopmuş aileler ve akrabalıklar. Muhabbeti tükenmiş dostluklar ve arkadaşlıklar. Dolayısıyla selamı ve sevgiyi yaymaktan, hürmeti ve muhabbeti çoğaltmaktan, sıkıntıyı ve acıyı paylaşmaktan, ahlakı ve erdemi taşımaktan oldukça uzaklaşmışız.

          Sonuç; maalesef çıkarına uymayanlar hakkında yalan ve dedikodu yapan… Kendisi gibi olmayanlara kin ve nefret duyan… Menfaati uğruna kolayca adam harcayan… Rantı için itibar suikastından kaçınmayan… Kazanmak için her türlü ahlaksızlığı sıradan sayan… Öne çıkana iftira, arkada durana çamur atan… Paylaşımdan uzak egoist bir yaşamı mecburiyet… Çıkara ulaşmak için her kirli işi, kötü yolu ve yöntemi meşru gören… Adam kayırmacılığını günümüzün değişmez bir gereklilik sayan bireyler olmaya doğru gidiyoruz. Evet, kalp krizi/yetmezliği kan ve damar ile alakalı cerrahi bir durumdur. Bu sıkıntıyı yerinde ve zamanında müdahale, yeterli doktor-ilaç-teçhizat sağlayarak giderebiliriz. Ancak kişilik bozukluğu, kimlik problemi ve şahsiyet eksikliği ise yürek yetmezliği ile ilgili bir durumdur. Bunu tedavi etmek için her bir bireyin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve üzerine düşen her türlü fedakârlığı yerine getirmesi gerekiyor.

          Dolayısıyla bu şehirde sorunumuz yalnızca kalp krizi ile ilgili değil, aynı zamanda her gün biraz daha yaygınlaşan toplumsal yürek yetmezliğimiz ile ilgilidir. Zira yürek yetmezliği yaşıyor olmamız bizi sıkıntılar karşısında sorumsuz, haksızlıklar karşısında tepkisiz, varlıklar karşısında sevgisiz, nimetler karşısında hürmetsiz, çevremiz karşısında adaletsiz ve yaşantımız içinde merhametsiz birer insana dönüştürüyor. Bu durum ise bireysel ve toplumsal manada ahlaki bir felaketin habercisidir. Sorunları çözebilmemiz hayatın tamamına ve insana dair her yerde iyi, doğru, güzel ve ahlaklı olan şeyler için çalışmamıza ve bunlara inanmak ve istemek için de yüreklerimizi yeterli hale getirmemize bağlıdır.

Güncelleme Tarihi: 21 Ekim 2019, 22:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER